Akhisar Postası Websitesine Hoşgeldiniz.
Akıllı Telefon
Ali Özenç ÇAĞLAR
info@akhisarpostasi.com

( Arada Bir )



Yatakları topladım, ipten aldığım çamaşırları katlayıp yerlerine yerleştirdim. Şu körolası adamın da gömlekleri beni epey uğraştırdı. Mübarek iki günde bir gömlek değiştirir ne olacak. Ha şunu üçüncü gün de giyse ya! Yok olmaz, ille değiştirecek. Hele çorapları artık iyice sinirlerimi bozuyor benim. Kocaman adam, bir taret almasını bilmez; ...



Haber Tarihi : 14-09-2017   Okunma Sayısı : 63  

Yatakları topladım, ipten aldığım çamaşırları katlayıp yerlerine yerleştirdim. Şu körolası adamın da gömlekleri beni epey uğraştırdı. Mübarek iki günde bir gömlek değiştirir ne olacak. Ha şunu üçüncü gün de giyse ya! Yok olmaz, ille değiştirecek. Hele çorapları artık iyice sinirlerimi bozuyor benim. Kocaman adam, bir taret almasını bilmez; mübareğin külotlarının hepsi boklu. Bir de bunlar şapkanın altında salına salına sokaklarda adam diye gezerler. Ah yesinler sizin adamlığınızı. Dün yukarı kattaki Fikriye indiydi kahve içmeye, baktım gözü yine mos mor. Neymiş efendim, ufaklığı çukulata yemişmiş de, elini yüzünü bulaştırmış da, anası onu öylece sokağa salmış. Tanrı aşkına bu hiç bir kadını dövmek için bahane olur mu? Ama deli, kaçık, evet evet resmen kaçık. Çok şükür bizim adamın öyle huyları yok. Arada bir rakı bardağı, ya da yemekten sonra kahvesi geç gelirse delleni verip, sesini yükseltiyor ama yine de vur eli yoktur neme lazım. Eh koca mahallenin muhtarı, adam mürekkep yalamış şunun şurasında; yani bir kahve için bir de karı mı dövsün yani. Tüh tüh tüh, Allah yazdıysa bozsun.

Şu mutfağın da bir türlü işi bitmiyor vallahi. Bir an önce bitse de salona geçsem. Koltuklar yine silinsin ister, pencerenin kenarları bir parmak toz, bir de yerleri şööle ıslak bezle aldırıverdim mi tamam. Vallahi bu gün facebok’a hiç girmedim. Kız kırık Hatice o dediğin “bok” değil, “facebook” amaan, oluversin ne olacak zaten aldım mı bok gibi elime yapış mıyor mu? Evelki akşam benimki neredeyse o mered facebook için pataklayacaktı ki, neyse ben alttan aldım da yatıştı. Bir de alel acele kahvesini eline tutuşturunca sus pus oldu. Eh adam haklıydı doğrusu, benim akıllı telefonda onu, bunu tıklarken ocaktaki kızartmalar sizlere ömür, neredeyse mutfak yanacakmış, ortalık duman içinde kalmış ben hala işin farkında değilim. Bizim adam o höt höt sesiyle bir çıkıştı, bir çıkıştı Allah. Neymiş efendim, akılsız kadına akıllı telefon ne gerekiyormuş. Sanki kendi çok akıllı. Vallahi ben bu mahallenin bütün kadınlarını idare ediyom. Herkes, şurdan tut da taa çarşıya kadar sekiz sokağın haberlerini benden alıyorlar. Hatta, lig maçlarını, kazaları, kim kimle kırıştırıyor, kim kime boynuz takmış, kim boşanmış, kim aldatmış, hepsi bende. Şok şok şok, dedim mi, mahallenin azgın dedikoducuları toplanıveriyor Fikriye’nin üst kata, şöyle bir çalkalayıveriyoruz koca kasabayı. Bu yetmiyormuş gibi, bir de dağıldıktan sonra, durmadan telefonlar çalmaya başlıyor. Aha şimdi, işim biter bitmez, alıcam benim akıllı telefonumu elime, Cevriye, Hayriye, Çolağın Sıdıka, Bakkalın Hüsniye, akşamı yaparız artık.

Benimki tutturdu bu gece için ille de barbunla yapacakmışım. Bir de yanına pirinç pilavı istermiş. Tam kapıdan çıkarken son siparişi vermeyi de unutmadı: “Sakine, marul salatasını sakın unutma ha, vallahi o akıllı telefonunu senin münasip bir yerine...” Tövbe yarabbim. Bizimkinin vur eli yoktur ama, ağzı biraz bozuktur. Eh ne yapalım katlanıyoruz işte.

Hay allah biz yarın nerede toplanacaktık, aklımdan gitti. Dur şu yukarıdakine bir sorayım. Ay kız şu mered çalışmıyor. Sahi ışığı da yanmıyor. Ben ne yaparım şimdi. Evet tamam ışığı yandı ama hop gene söndü. Kız bu akıllı telefonun aklı mı uçtu yoksa? Vallahi bozulduysa akşama adamdan yedik paparayı. Çünkü daha taksitleri bitmemiş. Aman taksidinden bana ne her şeyi ben mi düşüneceğim. Bak bu hiç olmadı. İşimi bitirince biraz oyun da oynamak istiyordum. Ankara’ya ablama telefon da edecektim, dün kızcağıza söz vermiştim, bizim ortanca yeğenin doğum günü vardı. Hadi onu adama rica eder açtırırım telefonu ama Şükrüye’nin kızının nişanı ile, bizim Raif abinin sünnetlerini halamlara nasıl haber vereceğim! Tüh be! Bak şimdi, sinirden elim ayağım tutmuyor. Hiçbir şey yapamıyorum; sanki büyük bir boşluğa düştüm. Kör olmayasıca, mesaj bile çekemiyorum. Yok, bu telefon kesin çökmüştür. Geçenlerde Fikriyenin oğlu öyle diyordu. Bu akıllı telefonlar arada bir çoküyormuş. Nasıl çoküyor ki, diz üstü mü, kıç üstü mü. Aman nasıl çökerse çöksün. Bir koşu gitsem çarşıya, telefoncunun birine göstersem. Vallahi yaparım. Bak işte akıllı kadının hali başka oluyor. İyi de bu gün Pazar. İşte şimdi yedik naneyi. Ben ne yaparım pazartesiye kadar. Nasıl oyun oynamadan, mesaj çekmeden, ablama telefon etmeden, sünneti, nişanı haber vermeden, Şadiye’nin kızının kaçamaklarını komşulara duyururum. Fassoobok’a nasıl girerim? Ay senin gibi akıllı telefonun üstüne sıçayım. Nerden çıkardılar bu lanetleri? Canım eskiden telefon mu vardı sanki; neyimiz eksikti ki o zaman. Vallahi daha mutluyduk. Yok bu böyle olmayacak, benim bir çözüm bulmam lazım. Ay içim içimi yiyor; bir yerlere ulaşmam lazım, Tüpçü Rasim’in Emine’si ne yapıyordur şimdi acaba? Mahalleli toplanmış mıdır beş çayı için oraya? Ya Haticelerde iseler, öğrenmeden nasıl teperim o kadar yolu. Ah şu telefon ah!

Ne o kız ne bu duman? Bu koku nereden geliyor. Eyvaaah gitti bizim patlıcanlar, vallahi gitti. İşte şimdi yedik dolmayı. Eh karı, akıllı telefonlu karı, akşama artık dayaklardan dayak beğen bizimkinden. Sen de bundan böyle ötekilerin safına katıl; gözün mü morarır, kaşın mı patlar, bir kaç dişin mi çıkar orasını bilmem...

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları